PANDEMİNİN ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ OLUMSUZ ETKİLERİ

Pandemi dönemi çağın en etkili ve hala devam etmekte olan sorunlarından biri olmaktadır. Bu durum toplumsal açıdan varolan düzeni bozmaktadır. Toplumsal, maddi ve manevi olarak, duygu durum olarak hayatımızı olumsuz yönde etkileyen pandemi dönemi özellikle de çocuklar için daraltılan bir çember gibi görülmektedir. Günümüz çağında yaşanılan bu sorun çocukların toplumsal hayatının engellenmesine, kimlik kazanımının kaybedilmesine ve  çevreye katılımının azalmasına sebep olmaktadır. Yaşadığımız teknolojik çağda bilgiye ulaşmak ne kadar kolay olsa da, okul çağında ki çocukların pandemi koşullarından dolayı okula gidememesi, bilgi birikimi açısından dış dünyaya karşı sınırlı kalabilmektedir. Pandeminin yarattığı değişimler, yeni oluşumlar, çocuklar üzerinde kırıcı bir etki bırakmaktadır. Pandemi döneminde okulların kapanması çocukları sadece eğitim konusunda değil aynı zamanda sosyal olarak, duygusal olarak ve gelişim olarak olumsuz bir etki oluşturmaktadır. 

Pandemi dönemi boyunca bu etkinin devamı çocuklar için sadece okul açısından değil aynı zamanda da ailesi açısından da önemli olumsuz yanlarını oluşturmaktadır. Pandemi döneminin getirmiş olduğu ailelerde oluşan ekonomik  sıkıntılar, aile içi stres, belirsizlik ve yasaklarla birlikte aile bireylerinde alışık olunmayan bir süreç halini almaktadır. Aile içinde ebeveynler ile çocuklar arasında çatışma, anlaşmazlık ve kötümser durumlar yaşanmaktadır. Çocukların pandemi döneminde dijital dünyaya daha çok kendini kaptırması, sürekli olarak tablet, telefon, bilgisayar gibi teknolojik aletlerin kullanımının yüksek oranda artması çocuklarda sosyal aktivitenin azalmasına, aile içi iletişimi kısıtlanmasına, çocukların kendisini ifade etme becerisinin düşmesine yol açmaktadır.

Genel anlamda pandemi dönemi çocukların açılacağı ve gelişeceği açıyı belli oranda azaltmaktadır.  Sadece okul düzeyinde ki gelişim duraklaması açısından değil, aynı zamanda psikolojik olarak çocukların üzerindeki etki kalıcı bir iz bırakmaktadır. Çocuklar için pandemi dönemi  gelişim evrelerini eksik şekilde tamamlama, teknolojik aletlere eskisinden daha çok bağımlılık, cümle kurma konusunda yaşanan sıkıntılar, ifade etme becerisinin azalması gibi çeşitli olumsuzluk içeren ve yaşanan durumlar ortaya çıkmaktadır. 

Pandemi döneminde dijital dünyaya giriş hiç olmadığı kadar fazla kullanım alanı bırakmakla birlikte çocukları olumsuz yönde etkileyen diğer bir durum ise teknoloji ile iç içe  girmiş bir vaziyette günlerini geçirmeleridir. Çocuk tüm gününü telefon,tablet, bilgisayar gibi teknolojik aletlerle geçirerek sosyallik kavramını kısıtlamaktadır. Aile ile geçirilen zaman azalmakta ve çeşitli oyunlar oynarken çocuklar oynadığı farklı oyunlardan etkilenmektedir. Pandemi döneminde çocukların eğitime bakış açısı da  bu noktada  değişkenlik göstermektedir. Pandemi döneminde Uzaktan eğitim sistemi uygulanan çocuklarda dikkatin hemen dağılması, fiziki bir ortamda ders anlatılmadığı için çocuğun dersi dinleyememesi, bunun sonucunda verilen eğitimin de alıcı konumunda sağlıklı olmaması, genel anlamda çocukları olumsuz yönde etkilemektedir. 

Son olarak pandemi döneminin çocuklar üzerindeki olumsuz etkileri kapsamında ailelere büyük rol düşmektedir. Aileler çocuklarına pandeminin tam olarak ne olduğunu anlatmalı, bir aile ortamı kurarak nasıl sosyalleşmesi gerektiğini bildirmeli, aile kavramı çerçevesinde çeşitli öğretici ve bilgilendirici oyunlar sunarak birlikteliği sağlayıcı aktiviteler düzenlemeleri gerekmektedir. Bu sayede çocuk tamamen dijital dünyaya kendini adapte etmemek ile birlikte, öğrenme merakını anne-babası sayesinde her zaman aktif bir şekilde tutacaktır. Pandemi döneminde çocukların üzerinde bulunduğu stres ve psikolojik durum, ailenin etkin ve bilgilendirici katılımı ile birlikte  sağlıklı bir süreç geçirmelerine yardımcı olmaktadır. 

KİŞİDE BAĞLANMA PROBLEMİ 

”İnsan birine bağlanınca o kişiyi hayatının merkezi noktasına alır, bir an düşünür o olmazsa ben ne yaparım, onsuz hayatım anlamsız olur ve hayata dair onsuz bir beklentim olmaz diyerek duygularının esiri olmuştur. Kişi geçmişte yaşadığı duygu boşluklarını öylesine doldurmak ister ki bunun sonucunda kişi de bağlanma problemi ortaya çıkmaktadır. Kişi bağlanma durumunu etkin hale getirerek bağlandığı kişi için her şeyi göze almaya kararlıdır. Sağlıksız olarak nitelendirilen bu ilişki kalıpları insana oldukça zarar verir ve sonu hüsranla biten bir ilişki gözle görülür bir anlam taşır. İnsanı sevmek, ona değer vermek ve hayatı paylaşmak için ortak bir paydada buluşmak elbette ki güzel bir duygudur. Ancak bunu karşılıklı olarak güven ve ölçülü bir şekilde yapmak ilişkiler için temel esasları barındırmaktadır. Aşırı bağlanma ilişkilerde duygu bozukluğuna,strese,özgüven eksikliğine, kişinin yaşam kalitesinin düşmesine ve değer algılarının azalmasına sebep olmaktadır. İlişkilere yüklenilen anlam oldukça derin duygularla beslenerek bir kalıba sığdırılamamış olabilir, mantığın yerini duyguların hakimiyeti aldığı ilişkilerde gerçekleşen olumsuz durumlar ilişkiye gerçek anlamda zarar  vermektedir. Aşırı bağlanan birey ilişkilerinde direnç göstermeye her zaman için elverişlidir. Çünkü kaybetme düşüncesi duyguları esir almakla birlikte, sonu istenilen şekilde bitmeyen bir kısır döngü içerisine kişi veya kişileri almaktadır. Fiziksel olarak ayrıldığın kişiden zihinen kopamamak aslında onunla edindiği alışkanlıkların bir sonucu olarak bireyin karşısına çıkmaktadır. Bağlanan kişi ilişkiyi yaşadığı kişinin gidecek olma olasılığını bile düşünmemek ister, ancak diğer yandan da kaygılıdır. Bu kaygı bireyi daha fazla bağlanma içerisine yerleştirir ve daha  çok sevmeye daha çok hayatının merkezi noktasına almaya başlar. İlişki yönetimi burada ikinci plana atılmaktadır ve daha sonraki oluşabilecek yoğun sorunsal düzeyler kendisini yavaşça belli etmeye başlar. Birey kendisinin geçmişte yaşadığı duygu eksikliğini, şu an yaşadığı ilişki ile doldurmaya çalışırken bağlanma içgüdüsünü giderek yoğunlaştırır. 

İlişkinin sağlıklı bir şekilde yaşanabilmesi adına aşırı bağlanmak yerine değer kavramını karşılıklı şekilde belirlemek, kişinin kendi öz saygısını yitirmeyerek ilişkiye devam etmek, ilişkinin kendisine zarar verdiğini düşündüğü an olur ve olmaz şeyleri mantık çerçevesinde kurarak bunların dengesini kurması, hayat standartlarının daha etkin kullanılması açısından önemli bir durum ortaya koyacaktır. Kişi hayatta tek başına kalabilir, çok sevdiği birinden ayrılmak durumunda olabilir ancak  kişinin kendi amacı zorluklarla nasıl mücadele edebilmesi gerektiğini bilmesi gerekmektedir. Nasıl ki mutluluğumuz ya da mutsuzluğumuz sevgiyle bağlandığımız şeylerin niteliğine bağlıysa, kendimize ait değerlerin niteliğini de ona göre belirlememiz gerekmektedir. 

Tıpkı  Jean-Jacques Rousseau ‘nun “Binlerce şeye bağlanmaya çalışıp, birer birer elimden kaçırdıktan ve tek başıma kaldıktan sonra, tekrar kendi ayaklarım üzerinde durabiliyorum.” sözünde dediği gibi.

Kendinizi her zaman için değerli kılmanız ve kendi lideriniz olmanız hayatın yaşanabilirliliği açısından sizlere verilen bir ödül olmalıdır.